Müslümanlar asırlar boyu çeşitli yalanlarla kandırılmış ve bu yalanlara inandırılmışlardır. Bunlardan biri de MİRAÇ'tır.
Miraç, Muhammed'in peygamberliğinin 13. yılında, Recep ayının 27'sinde, uykusuz kaldığı bir gece, sabaha kadar düşünerek uydurduğu sınır ötesi bir palavradır. Bu palavra Sahabe'ler tarafından itibar görmeyince, Ebu Bekir Muhammed'in yardımına yetişmiş, hikayeyi onaylamış ve böylece kabul görmüştür.
Geçmişte bir yazımda Miraç'ı uzun uzun anlatmıştım. Burada sadece miraç'ın kahramanlarından olan BURAK'tan söz edeceğim.
Cebrail, Allah'tan Muhammed'i huzuruna davet emri alınca derhal cennet'e bir Burak seçmeye gider. Cennette 40 bin Burak bulunmaktadır. Cennetteki Burak'lardan biri Muhammed'e aşıktır ve tam 40 bin yıldır aşkı yüzünden hüzün çekmektedir. Durumu bilen Cebrail bu Burak'ı seçer ve eyerleyerek yola çıkar. (Neden kendisinin de binmek için bir Burak almadığı sorulabilir. Cebrail'in herhangi bir ulaşım aracına ihtiyacı yoktur. Çünkü o astral seyahatleri kolayca yapabilmektedir. Zaten 600 kanadı vardır. Bu kadar kanat'a mesafe mi dayanır?)
Herneyse,
Cebrail yedeğinde aşık Burak ile birlikte Mekke'ye gelir. Burak'ı burada Mikail, İsrafil ve Azrail'e emanet ederek Medine'ye gider. Medine'de Muhammed'e Allah'ın emrini tebliğ eder, göğsünü yarıp kalbini çıkartır. Kalbini yıkayıp, içini ilim irfan doldurduktan sonra Muhammed'i de yanına alarak Mekke'ye gider. (Bu göğüs yarma hikayesi Muhammed'in uydurduğu ilk göğüs yarma hikayesi değildir. Evlatlık verildiği evden, alel acele dedesinin yanına postalanmasına neden olan bir göğüs yarma hikayesi daha vardır. Bu hikayeye göre, oyun oynarken beyazlar giyinmiş kişiler gelmişler ve göğsünü yarmışlardır. Muhammed'in hayatı adli dizide anlatmıştım.)
(Not: Muhammed'in kalbi ilim irfan doldurulup yerine konulduktan sonra, Muhammed'in kıyafeti de değiştirilmiştir. Bunları Muhammed'in ağzından dinleyelim;
"Abdest almaya kolumu sıvarken Rıdvan Cennet'ten bir ibrik Kevser suyu ve bir de leğen getirdi. O sudan abdest alıp vücuduma nurdan bir hülle giydirdiler ve başıma nurdan bir sarık sardılar. Arkama Cebrail nurdan bir burde koydu. Belime kızıl yakuttan bir kemer kuşattı, elime yeşil zümrütten bir kamçı verdi ve ayaklarıma zümrütten nalın giydirdi.")
Uzatmayalım,
Muhammed Mekke'ye geldiğinde Burak'ı görür ve saşkınlık içinde kalır. Muhammed Burak'ı şöyle anlatmaktadır;
"O Burak'ın cüssesi katırdan küçük hımardan (?-eşek olabilir) büyük ve yüzü insan yüzü gibi. Lisanı Arabi; Her bir azası cevherden. Tırnakları mercandan. Ayakları altından, kuyruğu deve kuyruğu gibi, ayakları da deve ayağı gibi."
Görüldüğü gibi Burak, yürüyen bir kuyumcu dükkanı olmasının yanı sıra, şekli şemali ile de tam bir ucube! Fakat bu ucube konuşabiliyor, hem de ARAPÇA...
Yine Muhammed'in sözleriyle devam edelim;
"Cebrail özengisini tutup 'bin' dedi. Binmek istediğimde serkeşlik etti. Cebrail 'niçin serkeşlik edersin?' dedikte; 'muradım vardır, onun için ettim dedi. 'muradın nedir?' diye sual olundukta. Dedi; 'Niyazım budur ki kabrinizden kalktıkta mahşere giderken benden başkasına binmeyip bana binerek beni mutlu edesiniz'. Ben de kabul edip ona binmeye söz verdim. Sonra Burak'ın ayağı yere dokunmayıp Mekke-i Mukerreme'den, ta Mescit-i Aksa'ya kadar gitti."
Burak neden Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'ya gider, buradan yükselir de, direk Mekke'den yükselmez bilinmez. Ayrıca Muhammed döneminde Mescit-i Aksa diye bir yer yoktur. Muhammed'in ölümünden çok sonraları, Miraç hikayesine binaen inşa edilmiş bir yerdir.
Diğer bazı kaynalara göre, güya Muhammed Mescit-i Aksa'nın altında bulunan bir taşın üzerinde Miraç'a çıkmıştır. Mescit-i Aksa da bu taşı korumak üzere inşa edilmiş bir binadır.
İnsanlığın böylesi ilkelliklerden kurtulması umuduyla...
(Kaynak: Tarih-i Taberi)