“Nezulmediniznedezulmeuğrayınız“(VedaHutbesi) diyen Muhammed’in kendisini hicvettiği için ters gittiği Musevi Arap şairi Ka’b bin Eşref’i öldürtmesinin hikayesi şöyledir:
Medine’deki müşrikler ve Yahudiler Muhammed’in en rahatsızlık duyduğu sosyal ögelerin
Başında geliyordu. Ve Allah ile arasında su sızmayan Muhammed’e -tarihi bilinmez- birgün
Uzaydan Allah şu ayeti kerimeyi gönderir :
Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden bir çok üzücü sözler işiteceksiniz.Eğer sabreder ve takva gösterirseniz , bilmiş olun ki bu, üzerinde sebat edilecek işlerdendir.” (Al-iİmransuresi:186.ayet)
Bu sözleri Tanrı-varsa eğer- söylemişse ve varsayarsak bu sözlerin bir hüküm içerdiğini, şunu sormadan edemeyeceğim (konu dışı ama) ;
Evrensel bir buyruk ol(arak anıl)an bir kitabın içindeki bu hüküm tüm insanlığa, tarihe, gelecek nesillere ve hatta o dönemin konjoktürüne dahi nasıl aktarılmalı? Ne diye sunulmalı?
Yerine getirmeleri gereken bir emir, rica, istirham ya da örnek almaları gereken bir ahlak öğretisi mi;
Yoksa tarih derslerine konu teşkil edecek bir olay mı?
Yoksa bir masal mı?
Bir kere birincisine evet dersek (ki 1500 yıl öncesini günümüzde yaşayanlar evet diyor) bir defa güncel bir yanı yoktur. Artı husus burada sözü/hükmü *söyleyen de kendisine söz söylenen *de *belli değil gibi görünse de esasında güya *Allah-varsa eğer- * Muhammed’i -var tabii- muhatab alıyor. Oysa gerçek bu da değil. Gerçek Muhammed’in kendi kendisine böyle bir vaazda bulunup bunu(n) görünmeyen bir varlıktan (Yani Allah ) geldiğini ileri sürmesinden başka bir şey değildir.
Nitekim zaten bu ayet ve daha nicelerinin tarihsel pratğini yine bir tarih olmaktan öteye gidemeyen İslamiyet anlatıyor.
Bu ayete göre Ka’b b. Eşref ve dahalarının (mesela yakınçağda Turan Dursun, Bahriye Üçok’ların ve benzerlerinin) çıkacağı haberdar edilmiştir. (İleride “vur emri” denilecek ayetler de var merak etmeyin!)
Ve nitekim her şeyin kitaba göre geliştiği de , gelişmelerin kitaba göre uydurulmaya çalışıdığı bu içi gerçeklikle lekelendirilmiş masal deryasında bir gün Ka’b b. Eşref adında Yahudi zengini ve Beni Nadir kabilesi reislerinden bir şair ortaya çıkar ya da çıkartılır. Hitabeti ve edebi yönü çok kuvvetli olan bu şair şiirleriyle İslam’ı ve Muhammed’in seferlerini hicvediyordu ve Muhammed’e göre “çenesi düşük” bir şairdi.
Bedir Savaşı’ndan sonra öldürülen Yahudi ve müşriklerden dolayı Kureyş’e başsağlığı dilemek için *Mekke’ye gider. Öldürülen müşrikler için yaktığı mersiyelerle Kureyş’i Müslümanlara karşı kılmıştır. Medine’den döndükten sonra adamın öfkesi dahada büyümüş
Ve Muhammed’i iyice teşhir etmeye başlamış doğal olarak. Buhari’nin Ebu Hureyreden naklettiği hadise göre Muhammed şöyle demiştir “Ka’b b.Eşref’in hakkından kim gelecek? Zira bu Allah’a ve resulüne eza eriyor” (Sahih-iBuhariMuhtasarı10.ciltHadisno:1578veYineİbnİshakSiyers.371vd.sayfalar/AkabeYayınları)
Ve cemaatin içinden İlyas Salman’a benzeyen İbn-i Mesleme adında sıradan birisi “Ya Resulullah ben öldürmeye hazırım” der. Ve Muhammed’de Şener Şen gibi adamı yanına çağırır ve öldüreceği Kab’ı öldüreceği takdirde kendisine *mükafat vereceğini (deve,altın , arzık,hurma gibi) vaad eder. Ve O’na dönüp *“eğer bu işi yapacaksan Sa’d bin Muaz ile bir plan hazırla” der. (ÖmerÖngütKalplerinAnahtarı/Siyer/s.347.HakikatNeşriyatveİlhanArselŞeriattanKıssalarKitap-2s.65)
Mesleme’de (severek) kabul eder ve Sa’d bin Muaz ile birlikte bir entrika düzenlerler. Zaten
Mesleme Müslüman ölmeden önce Kab ile dostmuş ve gidip Kab’a eski dostluklarını anlatır ve onunla muhabbet etmeye başlarlar. *Hadis kaynaklarına göre aralarında şu inanılması güç konuşma geçer :
İbn-i Mesleme : Şu adam var ya, bizden sadaka(rüşvet) istiyor durmadan ve bize büyük sıkıntı oluyor (Muhammed’den sözediyor Mesleme)
Ka’b b. Eşref * : Hah şöyle…Vallahi ondan (daha çok) çekeceğiniz var.(Yahudi bir adam “vallahi” diyor yanlış okumuyorsunuz!)
-Biz ona gerçekten tabi olduk. Onu büsbütün terk edip sonunun ne olacağından korkuyoruz.
-Söyle bakalım bana içinde ne geçiyor , ne yapmak istiyorsunuz?
-Onu yalnız bırakmak, ondan ayrılmak istiyoruz.
-Şimdi beni sevindirdin.
-Bana biraz ödünç verir misin?
-Bana rehin (kefaret) olarak ne bırakacaksın peki?
-Ne istersin ?
-Kadınlarınızı bana bırakmanızı…
-Ama sen Arapların en yakışıklsısın. Sana kadınlarımızı nasıl rehin bırakalım? En iyisi zırhlarımızı (silahları) bırakalım.
-Pekala bu olur.
Ve gece buluşmak üzere randevulaşırlar. Geceleyin de Haris b. Evs , Ebu Naile ,Abdad b. Bişr ve Ebu Abs b. Cebr ile öldürme planını hazırlarlar. (Ömer Öngür aynı eser s.350)
Ve dört kafadar gece karanlığında yola koyulup Kab’ın evine giderler. Kapısını çalarlar *ve
Önce Mesleme veyansınlarda bulunur Muhammed ile ilgili. Ve Kab’ın süt kardeşi Ebu Naile’de ekler : “Vah sana ibnül Eşref saa bir meseleyi söylemek üsere geldim onu gizli tut
Kimseye söyleme” (İbn-iİshakSiyers.373veİlhanArselŞeriattanKıssalar2.kitaps.66)
Kab’ın karısının içine kurt düşer ve Kab’ a dönüp “bu saatte nereye çıkıyorsun?Emin ol ki ben bir ses işittim ki ondan kan damlıyor sanki” Kab karısını tersleyerek “O benim kardeşim
İbn-i Mesleme ile süt kardeşim Ebu Naile’dir. Beni bu uyku saatinde boş yere çağırmazlar.
Hem yiğit bir kişi süngülenmek üzere çağrılsa bile daveti red’etmez” der. (Sahih-i Buhari
Hadis no 1581)
Aşağıya iner ve kapıyı açar. Mesleme ile arkadaşları büyük bir dostluk görüntüsü içinde karşılarlar ve havanın güzel olduğunu çıkıp Şi’bu’l-Acuz mevkiinde mehtabı seyredip sohbet
Etmeyi teklif ederler Kab’cağıza.(İbn-iİshakaynıeseris.374veÖmerÖngütaynıesers.350) Ve teklifi cazip bulan Kab yol alırlar. Ka’b hoş giyimli ve güzel kokulu yanlarında yürürken
Mesleme
-Aman ne güzel koku bu ömrümde duymadım hiç böyle koku
(Kab’a yaklaşır ve başına uzanarak)
-Saçını koklayabilir miyim (der Kab’a)
-Tabii (der Kab)
-(arkadaşlarına dönüp) gel sen de koklar mısın? Bir daha koklamama müsaade eder misin Ka’b?
-Evet (dedi Ka’b)
Bunun üzerine Mesleme Ka’b ın saçını sıkıca tutup arkadaşlarına dönüp “haydi göreyim sizi” der hep birlikte orada Kab’ın vücunu delik deşik ederler. Ve sakarlar orada yanlışlıkla Havs ibn-i Evs’i de yaralayıp sıvışırlar.
Öykü böyle özetle. Yukarıdaki gibi adamı orada “xışt” edip bırakırlar.
Yalnız bir soru /sorum /sorun *var : siz böyle komik bir öldürme hikayesi duydunuz mu?
Sanki Ezop ya da La Fonteyn masalı gibi bir şey. O kadar ki herhalde Kab’ın kendisi bile belki gülmüştür de İslam tarihi yazmamış.
Bütün bu kıssalardan hisse şudur ki ,Tanrı’nın varlığı ya da yokluğu tartışmasının artık insanlığa getireceği çok somut bir fayda yoktur. Eveti de hayırı da! Ancak önemli olan şu ki
Hala yönetimlere vakıf ve talip olan böylesine gerçekdışı öykülerle dolu öğretilerin toplumlarca çok ciddiye alındığı ve bunun da tehlikeli sonuçlarının tarihten yığınla örneklerinin bulunduğudur. *Onun içindir ki bu kıssaları gayriciddi bir biçemle ele almak aslında kavramın gerçek yüzünü ortaya koyduğundan bence yadırganmamalıdır,yadırganmamalıyım.
Kaldı ki Tanrı gibi yüce olduğuna inanılan bir kavramı var kabul sayarsak bile Tanrı’nın böyle beşeri eylemlerin içinde adının , hatta rolünün geçmesinin Tanrı yüceliği kavramı ile
sizce bağdaşabilir mi? Hele hele peygamberin yatak odasına kadar müdaheleye kalkışması
büsbütün insan kaynaklı bir düşünce değil de nedir? O nedenledir bu Kab’ın öldürülmesi
kıssasından çıkarılabilecek erdem adına tek şey belki de Kab’ın kişiliğindeki cesaret ve mertliktir. Sevgiyle…